Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Dr. Güçlü Ildız

Nöroloji Uzmanı

 

Beyin Yapıları

İnsanlar gelişmiş beyin ön bölgeleriyle (prefrontal korteks) hayvanlardan ayrılırlar. Beyin ön bölgesi insana üstün akıl özelliğini kazandırır. Beyin ön bölgesinin hayvanlarda da olan özellikleri, dikkat verme ve sürdürme, dikkatin yönlendirilmesi, kısa-orta süreli bellek veya işleyen bellek ve sabırdır. Akıl özellikleriyse, planlama, tasarlama, yargılama, tepki kontrolü, düzenli olma, kendini kontrol edebilme, sorunları çözme, ayrıntılı düşünme, gelecekle ilgili öngörüde bulunma, hatalardan ders çıkarma, duyguları anlama ve ifade etme, empati kurma, sağduyu ve moraldir.

Beyin ön bölgesinin temel özelliklerinden biri “dikkat”tir. Uyanıkken en yoğun kullanılan özelliktir. Dikkatle birlikte oluşan diğer bir özellik, kısa süreli bellek ya da işleyen bellektir. Yapılan işe yoğunlaşabilmek ve çalışmanın sürdürülebilmesi için dikkati verme ve işleyen belleğin etkin olması gereklidir. Beyin ön bölgesinin bu özellikleri birçok hastalığa eşlik eder. Örneğin, nezle iken bile dikkatinizin azaldığını fark etmişsinizdir. Ayrıca, eşyayı koyduğu yeri, kapıyı kilitlemeyi ve yemeği ateşte unutma gibi sıkça yaşanan günlük ve kısa süreli unutkanlıkların nedeni duyarlılığı artmış beyin ön bölgesinin çalışma özellikleridir. 

Yapılan işin verimi ve iş sonrası kişinin yorgunluk derecesi, beyin ön bölgesinin ortaya çıkardığı dikkat özelliğiyle birlikte güdülenme ya da istek (motivasyon) özelliğine bağlıdır. Motivasyon des­te­ğiy­le, ör­ne­ğin oku­ma ey­le­mi­ni ger­çek­leş­ti­rir. Be­yin ön böl­ge ça­lış­ma­sın­da so­run olan in­san­lar bu nedenle oku­ma­yı sev­mez­ler. Beyin ön bölgesinin çalışması herkeste farklı kişilik özelliklerinin gelişmesiyle kendini gösterir.

Hipokampus-Amigdala 

Duygular kaynağını, beynin derinliklerinde bulunan uzun süreli bellek merkezi (hipokampus) ile komşusu olan amigdaladan alır. Hipokampus deneyimlerin beyindeki adresidir. Amigdala ise başta korku ve kaygı olmak üzere bellek merkezinden çıkan bilgilere duygusallık katar.

Hipotalamus

Hipotalamus, insan ve hayvanlarda, sahip olduğu hormonal ve sinirsel yollarla vücudun düzenli çalışmasını sağlar (Homeostasis). Hastalıklarda hipotalamus normal çalışmaz (Allostasis, allostaz). Beyin ön bölgesi ve amigdalanın işlevsel ve yapısal anormallikleri hipotalamusun çalışmasını ve dolaylı olarak tüm vücudu etkiler.

Beyin çalışma özelliklerini olumlu veya olumsuz etkileyen faktörler;

  1. Genetik
  2. Hamile annenin hastalıkları, üzüntü ve sıkıntıları
  3. Zor doğum - Uzamış yenidoğan sarılığı
  4. Anne sütü
  5. Beslenme
  6. Beyni etkileyen hastalıklar ve ilaçlar
  7. Kafa darbeleri
  8. Fiziksel ve kimyasal çevre
  9. Sosyal çevre

Beynin dengesi

Etkilere amigdala duygusal, beyin ön bölgesi ise akılcı tepkiler vermek ister. Beynin dengesini oluşturan bu iki yapının etkileşimi sonucunda insanın duygu, düşünce ve davranış özellikleri belirlenir. Bellek bölgesindeki deneyim bilgileri amigdaladan duygusal özelliklerini de alarak beyin ön bölgesine gelir. Burada akıl özellikleriyle harmanlanır ya da süzgeçten geçirilir; duygu, düşünce ve davranış olarak ortaya çıkar. Amigdala etkinliği beyin ön bölgesinin gücünü baskılayacak kadar fazlaysa (hiperaktif) beynin dengesi duygusal yönde ağırlık kazanacaktır. Bu durumda akıl özelliği az kullanılmış olacaktır. Hemen tüm kronik hastalıklarda amigdala bölgesinde hiperaktivite, beyin ön bölgesi ve saf bellek bölgesi olan hipokampusta ise azalmış etkinlik gözlenir. Beynin dengesinin amigdala lehine bozuk olması hastalıkların hem nedeni, hem sonucudur.

Hipotalamus beyin ön bölgesinin kontrolü altındadır. Amigdala, insanın içinde bulunduğu duygusal durumu doğrudan hipotalamusa yansıtır. Beyin ön bölgesi ve amigdalanın oluşturduğu beynin dengesi amigdala lehine bozulduğunda hipotalamusun çalışması hiperaktif hale gelerek vücudu allostaz ortamına sokar.  Allostaz durumu, kronik hastalıkların gelişiminde ilk basamaktır.

Stres

Stresin pek çok ta­nı­mı­ bu­lunabilir. Vü­cu­du et­ki­le­ye­bi­len iç ve dış et­men­le­rin tü­mü­ne stres diyebili­riz. Yaşanan üzün­tü­ler, ame­li­yat, aşı­rı so­ğuk ya da sı­cak, ka­za­lar, çev­re kir­li­li­ği örnek verilebilecek stres faktörleridir. An­cak in­san­lar ara­sın­da­ki ki­şi­lik fark­lı­lık­la­rı ne­de­niy­le her insanın stre­se kar­şı ver­di­ği tep­ki ve stre­sin ya­rat­tı­ğı so­nuç fark­lı ola­cak­tır. Burada önemli olan stresin kendisi değil, stresin algılanış biçimidir. Stres algısı beynin dengesini oluşturan yapıların etkinliği sonucu gerçekleşir.

Stres gelişimi

Korku, amigdalanın hiperaktif olduğunun en önemli göstergesidir. Yaşanan olay sonucunda açığa çıkan korkunun kaynağı, konuyla ilgili olan bellek kayıtlarıdır. Normalde tehdide karşı kendini koruma içgüdüsü ile oluşan korku, amigdalanın beyin çalışma özelliklerini etkileyen faktörlerin etkisiyle hiperaktif hale gelmesi ve beyin ön bölgesinin zayıflaması sonucunda, çok daha kolay bir biçimde kendini gösterir. 

İki önemli korku nedeni vardır. Sahip olduğunu kaybetme korkusu ve isteğini elde edememe kaygısı. Her iki korku nedeni, insana yaşadığı toplum tarafından öğretilir. Sahiplenme duygusuna (ve dolayısıyla benliği tatmin etme güdüsüne) neden olan benlik diğer insanlardan farklılaştıran bir bireysellik yaratır ve streslerin - hastalıkların ana nedenidir. Korkunun ardından gene aynı kaynaktan beslenen kıskançlık, nefret gibi diğer duygular gelir.

Stresin tedavisi

Einstein’ın izafiyet kuramına göre madde, enerjinin bir beliriş biçimidir. Madde, insana göre beynin yarattığı “göreceli” bir kavramdır. Asıl olan enerjidir. Evrende bulunan tüm varlıkların (maddelerin) temeli atomlardır. Atomaltı (atomun içinde bulunan) yapının özü, insan beyni tarafından madde olarak algılanamaz. Atomaltı yapılar enerjidir. Dolayısıyla içinde yer aldığımız tüm evren bir enerji okyanusudur. İnsan beyni, enerji okyanusu içindeki atomüstü öğeleri göreceli olarak, kendine göre “madde” olarak yorumlar.

Atomaltı enerji öğeleri olan kuarklar, stringler ve daha alt yapılar madde değildir. Kuantum fiziğine göre soyut, kuramsal ve düşünseldir. Atomaltı ve üstü tüm evrensel enerji öğeleri bir bütünü yansıtır. Herhangi bir yapının parçası olmayıp, yapının kendisidir. Diğer bir deyişle, evreni oluşturan enerji, tüm özelliklerini atomaltı yapılarda birebir gösterir.

Bu gerçekler ışığında bütün varlığın özü birdir; bütün insanlar özde birdir. Gözün gördüğü kadarıyla gerçeği değerlendirerek bencilliğe ve sahip olma duygusuna ulaşan insanoğlu günümüzde birlik kavramını idrakla evrensel gerçeğe ulaşıyor.

Hastalık, bedensel faaliyetlerin sınırlandığı bir süreçtir. Bu dönemde insan, maddesel-dünyasal pek çok uğraştan kendini soyutlar. Çünkü bedenini aktif olarak kullanamamaktadır. Sanki alınması gereken bir dersi öğreniyor gibidir. İştahı azalır. Canı her zaman zevk aldığı şeyleri istemez. Ve geriye sadece sevgi kalır. Ne kadar hasta olursa olsun bir insanın sevgisi azalmaz. Sevgi, yaşadığımız evrende-enerji okyanusunda birlik olma durumunu sağlayan çekim gücünü oluşturur. O halde insan olarak sahip olunan en önemli değer sevgidir.  Geriye kalan, stres kaynağından başka bir şey değildir.