Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Dr. Altunay Söylemez

 

Homeopati, vücudun kendini kendini iyileştirmesine yardım eden doğal, etkili, bilimsel bir tedavi yöntemidir. İnsanı bir bütün olarak gören “holistik yaklaşım”ı benimser. Yaklaşık 200 yıldır uygulanmaktadır. Dünyanın pekçok yerinde üniversiteleri, okulları ve hastahaneleri mevcuttur; fakat Türkiye’de yeni uygulanmaya başlamıştır.

Grekçe’de “homeos” “benzer”, “pathos” “hastalık” demektir. Homeopati, “benzeri benzer ile tedavi etme” (similia similibus currentur) prensibine dayanır. Bu, binlerce yıldır bilinen, günlük hayatımızda yaygın şekilde varolan, asla değişmeyen ve her durumda geçerli olan bir doğa kanunudur. Bu kanun, “çivi çiviyi söker” sözüyle özetlenebilir. Hippokrates, İbn-i Sina gibi hekimler de aynı ilkeyi kullanmış ve anlatmışlardır.

Homeopatinin bir tedavi yöntemi olarak ortaya çıkması, hekim, eczacı ve kimyager Samuel Hahnemann (1755-1843, Almanya) ile olmuştur. Hahnemann, o zamanki tıbbî uygulamaların acımasız olduğunu, hastaya yarardan çok zarar verdiğini düşünüp hekimliği bırakmış, hayatını çeviri yaparak kazanmaya başlamıştır. Zamanın ünlü hekimlerinden Dr. Cullen’in sıtma ilacı “kinin” ile ilgili çevirisini yaparken etki mekanizmasını mantıksız bulup kinin’i kendi üzerinde denemeye karar vermiştir. İlacı her kullandığında sıtma gibi titreme nöbetleri yaşayan Hahnemann, benzerlik yasasını bildiği için, “ilaçlar, hasta insanda iyileştirdiği belirtileri sağlıklı insanda ortaya çıkarır” sonucuna varmış, homeopatinin temelini oluşturacak ilaç denemeleri yapmaya başlamıştır. Hayattayken, 100 kadar ilacı kendi üzerinde denemiştir.

Homeopati, içimizdeki yaşam enerjisini kullanır. Hahnemann’ın “dynamis” dediği bu enerjiye her kültür farklı bir isim vermiştir: yaşam gücü, kozmik enerji, chi, ki, prana, ruh. İnsanı ölü bedenden veya cansızdan ayıran, bu yaşam enerjisidir. Yaşam enerjisinin temel amacı, hayatta kalmamızı ve amaçlarımızı gerçekleştirmemizi sağlamaktır. İç faktörler (genetik) ve dış faktörlere (yiyecekler, kirli hava, stres, travmalar, ailesel faktörler vs.) maruz kalarak dengemizi yitirdiğimizde, yaşam enerjisi, bedenimizi zararlı etkilerden arındırarak bizi korumaya çalışır. Bunu, temel ve ilkel tepkilerle zararlı etkileri bedenimizden uzaklaştırmaya çalışarak yapar. Zararlı bir yiyecek yiyen kişinin ishal olması, üzülen bir insanın ağlaması bu tepkilere örnek verilebilir. Travmalar çok ağır olduğunda yaşam enerjisinin dengesi bozulur, bu tepkileri veremez ve hastalıklar ortaya çıkar.

Hastalığı iyileştirmek için, onu meydan getiren enerjiyi değiştirmek gerekir. Bu enerjiyi değiştirmek, hücreleri, organları ve sistemleri değiştirmek demektir. Homeopati tedavisinde, yaşam enerjisine hastalığı nasıl yok edebileceği bilgisi verilir ve iyileşme sağlanır. Bu bilgi ilaçlar vasıtasıyla aktarılır. Klasik tıp, karşıtı karşıtla tedavi etme ilkesini kullanır. Ağrı olduğunda ağrı kesici verir. Bu tedaviler sonucu, vücudun kendi kendini iyileştirebilme özelliği kaybolur; dışarıdan yardım görmeden hastalığın üstesinden gelememeye başlar. Homeopatide ise sağlıklı insanda aynı tip ağrı yapan ilaç, yani benzer ilaç verilir. Hastalıkla benzer belirtiler ortaya çıkaran homeopatik ilaçlar, vücudun kendi kendini iyileştirme gücünü harekete geçirir.

Bitkisel, hayvansal, mineral vb. 3000 homeopatik ilaç denenmiştir. İlaçlar, Hahnemann’ın “kinin deneyi”nde olduğu gibi, sağlıklı insanlar üzerinde kullanılır ve ortaya çıkan bulgular kaydedilir. Ayrıntılı çalışmalar sonucunda ortaya çıkan ilaç bulguları, o ilacın genel resmini oluşturur. İlaçların, organlara, sistemlere, zihne ve ruha ait bulguları vardır.

Doğru ilacı saptamak için, homeopat’ın hasta hakkında her şeyi bilmesi gerekir. Her insanın birbirinden farklı olduğu, dolayısıyla belirtilerin de birbirinden farklı olacağı ilkesinden hareket edilerek ayrıntılı sorularla hastanın resmi çıkarılır. İnsan, bedeni, zihni ve ruhu ile bir bütün olarak kabul edilir. Bu nedenle, sadece fizikî duruma yönelik sorular sorulmaz. Kişinin nelerden hoşlandığı, nelerden korktuğu, kıskanç olup olmadığı, nelere ağladığı, nelere sevindiği ve daha pekçok bilgi önemlidir.

Bundan sonra, hastaya ait bulgular ile ilaçlara ait bulgular karşılaştırılarak uygun ilaç aranır. Hastanın ve ilacın bulguları birbirine benziyorsa doğru ilaç bulunmuş demektir. Klasik homeopatinin temel kuralı, tek ilacın en düşük dozda verilmesidir. Amaç, hastalığı baskılamak değil, hastaya zarar vermeden, yanetki oluşturmadan iyileşmeyi sağlamaktır. Homeopatik ilaçlar hazırlanırken o kadar çok seyreltilir ki, içinde etken madde kalmaz. Sadece maddenin iyileştirici gücü ortaya çıkar. Hastalık, bu güç sayesinde, yumuşak ve yanetkisiz bir şekilde, kişiye zarar vermeden iyileştirilebilir.

Dr. Hahnemann, homeopatinin amacını şöyle açıklar:

“Hekimin görevi hasta insanı sağlığına kavuşturmaktır. Tedavinin amacı, yumuşak ve çabuk biçimde sağlığı yerine getirmek ve sürekliliğini sağlamaktır; başka bir deyişle, hastalığın tümünü kökten, şüphe götürmez biçimde gerçek bulgulara dayanarak, seri, güvenilir ve hastaya zarar vermeyen yolla ortadan kaldırmaktır.”