Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Metin Yahya Üster

Rana Nuhoğlu

Zehra Akdoğan

 

Renk, bir ışık frekansının belli oranda yoğunlaşması sonucunda ortaya çıkar. Renk enerjilerinden faydalanarak metabolizmada denge sağlama işlemine “renk terapisi” denir.

Renk terapisinin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Eski Mısırlılar, Karnak ve Teb gibi tapınaklarda renkleri kullanmışlar ve renk salonları inşa etmişlerdir. Hint ve Çin uygarlıklarındaki şifacı din adamları ise insanın yedi katlı doğası ile güneşin yedi rengi arasındaki bağlantıyı temel alarak bir renk bilim sistemi kurmuşlardır.

1670 yılında İngiliz fizikçi Isaac Newton karanlık bir odada, güneş ışığının bir delikten odaya girmesini sağlamış, ışığın önüne prizma koyarak parçalanış halini beyaz perdeye aksettirmiş ve “yedi rengi” elde etmiştir; beyaz perde üzerindeki renklerin sıra ile dizilişine “spectrum solares” (güneş tayfı) ismini vermiştir.

Fizik ve metafizik alanında yapılan araştırmalar renklerin bir terapi aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymuştur. Bugün dünyada birçok psikolog ve psikiyatr renkleri bir terapi aracı olarak kullanmaktadır.

Renkler çekici, uyarıcı ve yapıcı olduğu kadar itici, çökkünlük yaratıcı ve yıkıcı olabilir. İnsanların renklere verdiği tepkiler farklılık gösterir; mavi, bir kişiye huzur verirken başka bir kişiye soğuk ve itici gelebilir.

Renk duyarlılığı ne kadar geliştirilirse renklerden o oranda istifade edilir. Bilgi ve duyarlılığı arttırmanın en kolay yolu “renk kartları deneyi”dir. Bu deneyde zihin boşaltılır, gözler kapatılır ve eller kartın biraz üzerinde tutularak renk enerjisi hissedilmeye çalışılır. Eller sıcak renk grubundan bir rengin üzerindeyse sıcaklık, soğuk renk grubundan bir rengin üzerindeyse soğukluk hissedilir. Bu test sayesinde gözleri kapalıyken renkleri tanımak ve renklerin enerji yayma biçimini öğrenmek mümkündür. Gözleri görmeyen kişiler renkleri bu yolla hissederler.

İçinde yaşadığımız dünya sürekli hareket halinde olan akıcı bir enerjiden oluşmuş ve bu enerjiyle çevrelenmiştir. İnsan organizması da evrendeki gibi bir enerji alanına sahiptir.  İnsanın koruyucu bedeni veya kalkanı olarak değerlendirilen bu elektromanyetik alana “aura” veya “enerji beden” denir. Grekçe’de “aura” “meltem, esinti” demektir. Bedenimizi bulut gibi saran bu enerji alanı ısı, ışık, renk, ses, elektrik, manyetizma ve elektromanyetizma ile etkileşir. Bu enerji alanı içinde yedi adet “çakra” (enerji dağıtım merkezi) vardır. Aura, güneşten gelen radyal enerjiyi renklere ayrıştırarak çakralara renk pompalar. Çakraların görevi, bedendeki fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal fonksiyonların yerine getirilmesi için gerekli olan enerjiyi emerek vücuda dağıtmak; yani, bedene giren ve beden tarafından yayılan enerjileri düzenlemektir. Her çakranın konumu, görevi ve rengi farklıdır: 

Temel çakra: Bel kemiğinin alt kısmında yeralır. İnsana hayat veren enerjiyi akort eder. Rengi kırmızı’dır.

Dalak çakrası: Böbreküstü bezleri ve böbrek merkezindeki splenik merkezi yönetir. Rengi turuncu’dur. Gıdalardan ve sevgiden elde ettiği enerji ile vücuda yaşama sevinci ve coşku verir.  

Güneş sinir ağı çakrası: Böbrek bölgesi ile göğüs kafesi arasında yeralır. Sinir sistemini, karaciğeri ve pankreası yönetir. Rengi sarı’dır.

Kalp çakrası: Kalp ve kan dolaşımını yönetir. Rengi yeşil’dir.

Boğaz çakrası: Boynun alt kısmında yeralır. Tiroid ve paratiroid bezlerini yönetir. Duygu ve düşüncelerimizi rahatça ifade etmemizi sağlar. Rengi mavi’dir.

Alın çakrası: Beynin alt kısmında yeralır. Endokrin bezlerini yönetir. Vücudun bütün olarak faaliyet göstermesi bu çakra ile ilgilidir. Görme, duyma, koku alma duyularını canlı tutar, uyku durumunu ayarlar, zihni dinlendirir. Rengi çivit mavisi’dir.

Taç çakra: Beyin ve pinael bezlerini yönetir. Derimize renk veren melatonin hormonunu dengeler. Ruh durumumuz bu çakra ile doğrudan ilgilidir. Renkleri mor, eflatun, menekşe ve macenta’dır.

Çakralar, salgı bezleri ve omurga sistemi ile fiziksel bedenle bağlıdır. Enerji merkezleri vasıtasıyla emilen enerjiler önce omurgaya, sonra dolaşım ve sinir sistemi yoluyla organlara ve sistemlere taşınır. Böylece tüm hücre, doku, organ ve sistemler enerjilerden eşit olarak faydalanır.

Öfke, korku, endişe gibi duygu durumları çakralarda enerji dengesizliğine sebep olur. Bu durumda bir rengin fazlalığı veya azlığı söz konusudur. Enerji dengesizliği sonucunda hastalıklar ortaya çıkar. Bazı renkleri veya renk kombinasyonlarını kullanarak dengeyi tekrar kurmak mümkündür. Renklerle tedavide en önemli konu, ihtiyaç duyulan renklerin belirlenmesidir. Örneğin, insan kalbinin rengi eterik olarak yeşildir. Vücut yeşil rengi yeterince ememediğinde kişi kendini rahatsız, sıkıntılı, mutsuz ve sevgisiz hisseder. Modern tıbbın “kalp yorgunluğu” diye isimlendirdiği bu tabloda, fizyolojik bir rahatsızlık olmadığı halde sıkıntılar yaşanmakta; bu sıkıntılar kalpte fizyolojik rahatsızlık meydana gelme ihtimalini arttırmaktadır.

Aura’nın ve çakraların durumunu anlamak için Kirlian fotoğrafçılığı kullanılır. Bay ve bayan Kirlian tarafından geliştirilen özel bir fotoğraf makinesi ile kişinin aura’sını renk titreşimleri halinde fotoğraflamak, fizyolojik ve psikolojik olarak yorumlamak ve vücuttaki enerji dengesizliklerini tespit etmek mümkündür.