Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Dr. Turgay Çınar

 

Sülüklerin tedavi aracı olarak kullanılmaları antik çağlara kadar gitmektedir. Bu konu ile ilgili ilk kaynaklara, İÖ. 15. yüzyılda yaşayan Babilli hekimlerin döneminde rastlanmaktadır. İÖ. 2. yüzyılda, Mısırlı hekimlerin tedavi yöntemleri arasında yeralmıştır. Ayrıca, İÖ. 2. yüzyılda yaşayan İyonyalı hekim Nikandros, İS. 1. yüzyılda yaşayan Yunanlı hekim Pliniy ve İS. 2. yüzyılda yaşayan Yunanlı hekim Galen tarafından da uygulanmıştır. İS. 11. yüzyılda yaşayan İbn-i Sina da kitaplarında bu tedavi yönteminden bahsetmiştir.

Modern tıbbın gelişmesiyle birlikte unutulan bu yöntem, ABD’li araştırmacı Roy Sawyer’in, sülüklerin tedavi edici etkilerini ortaya koyup dünyanın ilk modern üretim çiftliğini (Biopharm-İngiltere) kurması ile birlikte tekrar gündeme gelmiştir.

Bugün, başta Almanya, İrlanda, Rusya ve ABD olmak üzere pekçok ülkede sülük yetiştirme çiftlikleri bulunmaktadır; Almanya’da 300’ü aşkın sülükle tedavi kliniği vardır; Avrupa’da sülükler eczanelerde satılmaktadır ve yılda 100 milyon sülük kullanmaktadır; ABD’de sülük tedavisi uygulayan hekimlerin kurduğu derneğin 1000’den fazla üyesi vardır; Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), 2004’de, sülük tedavisini onaylamış ve eczanelerde satılmasına izin vermiştir. Ülkemizde ise halk hekimliğinde önemli bir yere sahip olan sülükle tedavi yöntemi, son yıllarda üniversite hastahanelerinin ortopedi ve plastik cerrahi kliniklerinde uygulanmaya başlamıştır.

Bilimsel adı “Hirudo medicinalis” (tıbbi sülük) olan, görme ve işitme organları olmayan, koku ve tat alabilen, sonar donanıma sahip, 9-12 cm. boyunda ve 10-12 cm. çapındaki bu canlıları bu kadar değerli bir tedavi aracı haline getiren faktör, kan emerken vücuda verdikleri salgıdır. Bu salgı 100’e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken (antikoagülan) bir kısmı oluşmuş pıhtıları eritmekte (fibrinolitik), bir kısmı ağrı kesici (analjezik) özelliği göstermekte, bir kısmı da kan basıncını dengelemektedir. Araştırmalar neticesinde, sülükle tedavinin antibakteriyel, antiromatizmal, antihipertansif, antidepresan, myorelaksan, nörotropik ve antioksidan etkileri de olduğu ortaya çıkmıştır. Bu etkileri dolayısıyla şu durumlarda başarıyla kullanılmaktadır:

- İskelet sistemi hastalıkları (artroz, artrit gibi)

- Damar hastalıkları (varis, hemoroid, ven trombozu, periferik arter tıkanıklıkları gibi)

- Travmatik hematomlar

- Hipertansiyon

- Cilt hastalıkları (egzama, sedef gibi)

- Göz hastalıkları (glokom, retinal arter tıkanıklığı gibi)

- Kulak çınlaması

- Rekonstrüktif cerrahi

Sülük tedavisi, kansızlık (anemi) problemi olanlarda, kanı sulandırıcı ilaç kullananlarda, pıhtılaşmaya engel bir hastalığı olanlarda, vücudunun herhangi bir yerinde aktif kanama odağı bulunanlarda, diyabet hastalarında, kalp yetmezliği olanlarda, hamilelerde ve emziren annelerde uygulanmamalıdır. Yumuşak cilt bölgelerine (göz kapağı çevresi gibi), keratinize bölgelere (avuç içi, ayak tabanı gibi) ve önemli damarların üzerine (boyun, çene altı, koltuk altı, kasık bölgesi gibi) sülük yapıştırılmamalıdır. Kan yoluyla bulaşabilecek hastalıklardan korunmak için, bir hastada kullanılan sülükler başka bir hastada kullanılmadan imha edilmeli, her seansta yeni sülükler kullanılmalıdır.