Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Dr. Mahmut Tokaç

Başakşehir Devlet Hastanesi Başhekimi
Eski Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü

 

Otların eczanelerde farmasötik formlar (tablet, süspansiyon vs.) haline getirilmeye başlandığı 19. yüzyıl sonlarından 1940’lı yıllara kadar süren klasik eczacılık dönemi, endüstrinin gelişmesi ve sentetik ilaçların yaygınlaşmasıyla son bulmuştur. İlaçların etkili fakat en az riskle; gerektiği anda, gerektiği dozda, gerektiği sürede, gerektiği şekilde kullanılması zorunluluğu, “Güvenli İlaç Kullanımı” ve “Akılcı İlaç Kullanımı” kavramlarını gündemimize yerleştirmiştir.

İlacın geliştirilmesi zahmetli ve uzun bir süreçtir. Bir molekül önce hayvanlar üzerinde, orada alınan sonuçlara göre insanlar üzerinde denenir. İlaç, etkililik ve güvenliğinin kanıtlanmasından sonra piyasaya arz edilir. İlaçların etkili, kaliteli ve güvenilir bir şekilde piyasaya sunulması Sağlık Bakanlığının sorumluluğunda olduğundan, ilaçlara ruhsat talep edilirken bu konuda her türlü çalışmanın sunulması zorunludur. Bazen bu gerekleri tam yerine getirmediği halde ilaç geliştirdiğini iddia edenler ortaya çıkmakta, bu çalışmaların yapılması istendiğinde ise Sağlık Bakanlığını ilacına ruhsat vermemekle suçlamakta, hatta bazen “millî girişimi” engelleme ithamında bulunabilmektedirler.

Her türlü güvenlik çalışması yapılmış olmasına rağmen, bitkisel ya da sentetik kaynaklı bütün ilaçların istenmeyen yan etkileri vardır. Hekimler ilaç yazarken yararı ile zararı arasındaki oranı göz önüne alarak karar verirler. Ancak bu yarar/zarar oranı hastalıklara göre değişir. Örneğin ölümcül hastalığı olan bir hastada tedavi sağlanamazsa hasta öleceği için yarar/zarar hesabı yaparken bazı zararlı etkilere göz yumulabilir. Fakat hafif hastalıklarda zararlı etki oranı küçük bile olsa dikkate alınmalıdır.

Güvenli ilaç kullanımının temel ilkeleri şunlardır:

1.    İlacı sadece hekim tavsiyesi ile kullanmalıyız. 

    İlacı önermeye, zaman-doz süresini saptamaya tek yetkili hekimdir. Hekim herhangi bir ilacın seçiminde birçok önemli etkeni göz önüne alır. Tıpta hastalık yok hasta vardır. Hastanın yaşı, kilosu, karaciğer ve böbrek gibi organlarının durumu, ilaca toleransı, hatta genetik yapısı ve cinsiyeti zaman-doz süresi hesaplanırken hekim tarafından göz önüne alınır.

    2.    Eczacı ya da başkasının tavsiyesi üzerine ilaç kullanmamalıyız.

      Batı’da “tezgah üstü” anlamına gelen “over the counter” (OTC) kavramı vardır. Bu kavram bizde “reçetesiz ilaç” olarak geçer. Bu ilaçlar hekim tavsiyesi olmadan alınabilir. Ülkemizde reçetesiz ilaçlar fazla değildir. Ancak yasal olmadığı halde, reçeteli ya da reçetesiz bütün ilaçlar reçetesiz olarak eczanelerden alınabilmektedir. Özellikle reçeteli satılması zorunlu olan ilaçları eczanelerden reçetesiz almamalıyız. Komşumuza iyi gelen bir ilacın bize de iyi geleceğinden ya da zarar vermeyeceğinden emin olamayız.

      3.    Hekimin yazdığı reçetedeki ilacı sadece eczaneden almalıyız.

        Reçete aslında eczacıya hitap eden teknik bir yazıdır. Eczacıya hekimin kararını iletir. Eczacı, hekimin önerilerini hastaya eksiksiz ve doğru bir şekilde aktarmaktan, reçete edilen ilacın hasta tarafından en doğru şekilde kullanılmasını sağlamaktan ve bu süreçte hastanın takibinden sorumludur. Bu yüzden ilacı aldığımız eczanenin başında eczacının olduğundan emin olmalıyız. Sadece kalfalarla idare edilen eczanelerden ilaç almamalıyız. Eczanelerde eczacının büyük bir fotoğrafı asılmak zorundadır. Eczaneye girdiğimizde fotoğrafa bakarak eczacının işinin başında olup olmadığını kontrol etmeli ve ilaçla ilgili bilgi almak için eczacı ile muhatap olmalıyız. Eczacı, topluma ilaç ve sağlık danışmanı olarak hizmet etmekle görevli olduğundan mümkünse evimize yakın eczaneden ilacımızı almalıyız.  

        4.    İlacı hekimin önerdiği dozda, sürede ve zamanda kullanmalıyız.

          Bir örnek vermemiz gerekirse; hekim tarafından, 10 gün süre ile sabah ve akşam yemeklerden önce 500 mg’lık 1 tablet alınması önerilen bir ilacı, bir öğünde 2 tablet veya sadece akşam veya tok karna kullanmamalıyız. İlacı almamız gereken saati geçirmişsek aklımıza geldiğinde (açlık/tokluk gereklerine de dikkat ederek) derhal almalıyız. İlacı hekimin belirttiği yoldan almalıyız. Hekimin önerdiği süreden daha fazla kullanmamalıyız. Bazı ilaçların yan etkileri uzun süreli kullanımlarla ortaya çıkmaktadır. Reçete edilen bir ilacı hala kullanmamız gerekip gerekmediğini zaman zaman doktorumuza danışmalıyız. Bazı ilaçlar doz yavaş yavaş azaltılarak kesilir. Bu tür ilaçların alımı aniden kesilirse vücudumuz ilaç yokluğuna aşırı tepki verebilir.  

          5.    Kendimizi iyi hissettiğimizde ilacı kendiliğimizden kesmemeliyiz.

            Hastalığımızın geçtiğini düşünsek bile hekimimizin bilgisi olmadan ilacı kullanmayı bırakmamalıyız. Örneğin hekim, üst solunum yolu enfeksiyonumuz için bir antibiyotik yazmış ve bir hafta kullanmamızı söylemişse, üçüncü günde hastalık belirtileri yok olsa bile o antibiyotiği bir hafta kullanmalıyız. Aksi takdirde hastalığı yapan mikroplar tam ölmeyeceği gibi o antibiyotiğe karşı dirençli hale gelebilirler.  

            6.    İlacın etkisiz olduğunu düşünüyorsak ya da ilaçtan bir yarar görmüyorsak durumu hekimimize bildirmeliyiz.

              İlacın etkisinin görülebilmesi için belli bir süre kullanılması gerekebileceği gibi ilaç bizde etkisiz de kalabilir. Bir hastada etkili olabilen bir ilaç aynı belirti ve bulguları gösteren başka hastada etkili olmayabilir. O zaman hekimimiz ilacımızı değiştirebilecektir.

              7.    İlacı kullandığımız zaman görülen istenmeyen yan etkileri derhal hekimimize bildirmeliyiz.

                Hekimimiz oluşan yan etkinin ciddiyetine göre ilacı tamamen kesmemizi, dozunu azaltmamızı ya da dikkatli bir şekilde devam etmemizi önerebilir. Burada karar tamamen hekime aittir. Herhangi bir yan etki oluşmadan önce kullandığımız ilaçların yan etkileri konusunda hekimimizden ve eczacımızdan bilgi almalıyız. Allerjik bir bünyemiz varsa, hekimimizi mutlaka uyarmalıyız.

                8.    Birden fazla ilaç kullanmamız gereken durumlarda, bu ilaçların birbirleriyle etkileşimlerinin olabileceğini göz önünde bulundurmalıyız.

                  Özellikle bir hekimin yazdığı ilaçları kullanırken başka bir hekime gitmişsek, mutlaka o hekime kullandığımız ilaçları bildirmeliyiz. Aksi takdirde aynı etkili ilaçlar dolayısıyla aşırı ilaç yüklenmesi olabilir; ters etkili ilaçlar dolayısıyla istenen etki gerçekleşemeyebilir ya da istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir.

                  9.     Dalgınlıkla ilacı unutabileceğimizi düşünerek hatırIatıcı düzenlemeler yapmalıyız.  

                    Bunlar uygun yerlere not yazmak, saat veya telefonun alarmını kurmak, bir yardımcının hatırlatmasını istemek, günlük olarak kullanacağımız ilaçları özel hatırlatıcı kaplara koymak vs. tedbirler olabilir.

                    10.  İlaçların nasıl saklanması gerektiğini mutlaka öğrenmeliyiz.

                    İlaçların ya oda sıcaklığında (20-25 veya 15-30 derece arasında olabilir), ya +4 ila +8 derece arasında ya da sıfırın altında saklanması gerekebilir. İlaçların kutusunda saklanma koşullarına dair bilgi yer almak zorundadır. Onları mutlaka okumalıyız. Oda sıcaklığında saklanması gereken ilaçları evimizin güneş almayan bir yerinde, çocukların ulaşamayacağı, mümkünse kilitli yerlerde saklamalı, kesinlikle buzdolabında saklamamalıyız. +4 ila +8 derece arasında saklanması gereken ilaçlarımızı ise buzdolabının kapağının alt raflarında saklamalıyız. Yaz mevsiminin çok sıcak geçtiği yörelerde ilacımızı evimizin en serin yerinde saklamalıyız.

                    11.  Evimizde hekimimizin yazdığı ve halen kullandığımız ilaçların dışında ilaç bulundurmamalıyız.

                    Hekimin önerdiği sürede bitmeyen veya hekim tarafından zorunlu olarak değiştirildiği için artık kullanmayacağımız ilaçları evimizde tutmayıp en yakın sağlık kuruluşuna teslim etmeliyiz. Eğer evimizde bulundurmak zorunda olduğumuz ilaçlar varsa bunların miadlarını zaman zaman gözden geçirmeliyiz. Son kullanma tarihi geçmiş olan ilaçları kesinlikle kullanmamalıyız. 

                    12.  İlaçların besinlerle etkileşim içinde olabileceğini aklımızdan çıkarmamalıyız.

                    İlacımızı kullanmadan önce hangi besinlerle geçimsiz olduğunu hekimimize ya da eczacımıza sorarak öğrenmeli ve bu besinleri ilacımızı kullandığımız sürece tüketmemeliyiz. Örneğin bazı ilaçlar süt ile geçimsizdir; süt ile birlikte alındığında etkisinde azalma görülür. Çay ise demir emilimini bozacağı için demir eksikliği olanlar demir ilacı aldıklarında en az iki saat çay içmemelidir. Hatta kahvaltı ve yemeklerle birlikte de çay içmemeleri gerekir.

                    13.  İlaç kullanırken alkollü içkileri kesinlikle içmemeliyiz.

                    Birçok ilaç alkolle etkileşime girerek ya aşırı etki gösterir ya da istenmeyen etkilerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Ayrıca alkol ilaçların karaciğer üzerindeki toksik (zehirleyici) etkilerini de kuvvetlendireceğinden kolaylıkla karaciğer yetmezliği oluşabilir.

                    14.  Hamilelik ve emzirme döneminde hekime danışmadan hiçbir ilaç kullanmamalıyız.

                    Hamilelik sırasında kullanılan ilaçlar bebeğe geçebilir; bebek üzerinde olumsuz etkiler, çeşitli organ anormallikleri, fonksiyon bozuklukları yapabilir. İlaçların hemen tamamı anne sütüne geçer; anne sütü alan bebeklerde bazı istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir. Annenin mutlaka ilaç kullanması gerekiyorsa emzirmeden hemen önce ya da hemen sonra ilacı alması, ilacın anne sütüyle bebeğe geçişini büyük ölçüde engelleyecektir.

                     

                    İlaçlarla ilgili halk arasında yaygın olan yanlış anlayışlar şunlardır:

                    1.    İlacın orijinali ile eşdeğeri (jenerik) arasında kalite farkı olduğu doğru değildir.

                      İlaçta ikinci kalite söz konusu olamaz. İlaç sanayiinde “orijinal” kavramı “yeni geliştirilen” anlamındadır;  diğer sanayi dallarında, örneğin otomotiv sanayiinde olduğu gibi “yan sanayi veya taklit ürünü olmayan” anlamında değildir. “Jenerik ilaçlar”, sadece hayvanlar ve özellikle de insanlar üzerindeki deneyleri tekrarlamanın mahsurlarını ortadan kaldırmak amacıyla, önceden yapılmış çalışmalar kaynak gösterilerek, Dünya Sağlık Örgütünün “iyi imalat uygulamaları”na uygun olarak imal edilmiş ilaçlardır. Sağlık Bakanlığı tarafından içindeki etkin madde/maddelerin değer ve kalite analizleri yapılarak uygunluğu kanıtlanmıştır. Ayrıca orijinali ile aynı etkililiğe sahip olduğunu ispat eden biyoeşdeğerlik çalışmaları yapılmıştır. Özetle eşdeğer (jenerik) ilaçlar, orijinali ile arasında kalite farkı olmayan, etkililik ve güvenilirliği ispat edilerek Sağlık Bakanlığından ruhsat almış ilaçlardır.

                      2.    Yeni ilaçların her zaman daha etkili ve daha güvenli olduğu doğru değildir.

                        İlaçlar piyasaya çıkmadan önce etkililik ve güvenlilik çalışmaları yapılmış olsa da bazen, klinik çalışmalar esnasında ortaya çıkmayan ender (örneğin 100 binde bir) görülür ciddi yan etkiler, ilaç piyasaya sunulup yaygın kullanılmaya başlandıktan sonra ortaya çıkabilmektedir. Eskiden beri kullanılan ilaçlar güvenliklerini daha fazla ispat etmiş olabilmektedir. Ancak, her yeni ilacı güvensiz görmek de doğru değildir.

                        3.    Bitkisel ürünlerin yan etkilerinin olmadığı doğru değildir.

                          Birçok bitkisel kaynaklı ürünün yıllardır kullanılmakta ve yararlı olduğu doğrudur. Bununla beraber bazı bitkisel ürünler kullanıcılar üzerinde ciddi yan etkilere neden olabilmektedir. Bitkisel ürünler ilaç gibi etki gösterdiğinden, kullanılan ilaçlarla etkileşerek zararlı olabilmektedir.

                          “Gıda Takviyesi” adı altında Tarım ve Köyişleri Bakanlığından ruhsat alarak piyasaya çıkan ürünler hakkında dikkatli olmalıyız. Bunlar ilaç formunda olduğu halde ilaç olmayan ürünlerdir. Bu ürünlerin birçoğunun içerisindeki aktif maddenin ne olduğu bilinmemektedir. İçlerinde onlarca madde veya bileşik bulunabilmektedir. Bu ürünlere ruhsat verilirken ilaçta olduğu gibi etkililik ve güvenilirlik çalışmaları yapılmamaktadır. Ne yazık ki bu ürünlerin bazıları, piyasaya çıktıktan sonra ilaçmış gibi tanıtılarak her derde deva oldukları iddia edilmektedir. Üstelik bitkisel olduğu için yan etkisinin olmadığı propagandası yapılmaktadır. Bunları deve kuşuna benzetebiliriz. “Uç” deyince “ben deveyim” diyorlar, “o zaman yük taşı” deyince “ben kuşum” diyorlar. Özellikle içeriğinin ne olduğu çok bilinmeyen gıda takviyelerinden uzak durmalıyız. Geçtiğimiz yıllarda, içeriğinde yosun bulunduğu, tamamen bitkisel kaynaklı olduğu ve zayıflattığı iddia edilen “Lida” adlı mamül birçok insanda ciddi yan etkilere, hatta ölüme yolaçmış, incelemelerde sentetik bir madde olan “sibutramin” taşıdığı ortaya çıkmıştı.

                          Reklamı yapılan hiçbir ürünü almamalıyız. Unutmamalıyız ki ilacın reklamı yapılmaz. Reklamı yapılan ve bir takım hastalıklara iyi geldiği iddia edilen ürünlerin ilaç olamayacağının farkına varmalıyız.

                          Gıda takviyesine ihtiyacımız varsa, ülkemizde zengin olarak bulunan sebze ve meyveleri mevsiminde taze ve doğal halleriyle yemek suretiyle almaya çalışmalı, sanayi ürünlerine rağbet etmemeliyiz.

                          Aktar ürünlerini bilgisizce kullanmaktan sakınmalıyız. Bitkilerin de birçok yan etkisi olduğunu, sağlıklı ortamlarda saklanmayan bitkilerde zararlı maddeler oluşabildiğini unutmamalıyız.