Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Op. Dr. İlhami Güneral

 

1920’lerde Dr.Glower ve Dr.Clark, kanser dokularında o güne kadar karşılaşmadıkları bir mikropla karşılaştılar. Bu mikrobu atlara ve koyunlara aşılayarak elde ettikleri antikor serumları insanlar üzerinde denediler ve parlak sonuçlar elde ettiler. 1948’de Dr.Livingston, kanser hastalarından aldığı cerahatler üzerinde yaptığı deneylerde o güne kadar görmediği bir mikroba rastladı. Kültürünü yaptı ve bunu hayvanlara aşıladı. Hayvanlarda da kanser hastalığı görüldü.

Bir mikrobun bir hastalığa sebep olup olmadığını anlamak için Koch postülaları uygulanır:

1. Sebep olarak ileri sürülen mikrop hastalığın her vakasında görülmelidir.

2. Bu mikrop hastadan veya hayvandan alınıp kültür ortamında üretilebilmelidir.

3. Üretilen mikrop hassas bir hayvana aşılandığında aynı hastalığı oluşturmalıdır.

4. Bu hayvandan alınan mikrop yeniden kültür ortamında üretilebilmelidir.

Birçok bilim adamı bu yolla kanser mikrobunu kanıtladı. Hatta İtalyan bir bayan doktor bu yolu kendi üzerinde denedi.

1950’lerde kemoterapötik ilaçlar geliştirildi ve piyasaya sürüldü. Ama kanserden ölüm oranları azalmadı, çoğaldı. Kemoterapötik ilaçlar bağışıklık sistemini zayıflatır, oysa kansere karşı en büyük silahımız bağışıklık sistemimiz, vücut direncimizdir. Bağışıklık sistemi bozulmayan insanda kanser teşekkül etmiyor. Bağışıklık sistemini takviye edici ilaçlarsa Türkiye’de satılmıyor.

Asıl yanlış ur’un kanser olarak görülmesidir. Ur kanser değildir, kanser belirtisidir. Nasıl tüberküloz sistemik ve mikrobik bir hastalıksa, akciğerdeki veya kemikteki yara tüberkülozun belirtisi ise, kanserde de öyledir. Kanser vücudun bütününü ilgilendiren sistemik bir hastalık olduğu için, öncelikle kanser potansiyelini ortadan kaldırmak gerekir.

Kansere karşı şu yöntemler faydalı oluyor:

Chelation: Etilen diamin tetra asetikasit (EDTA) denilen bir organik asit damara veriliyor.  Damarlarda birikmiş kireç varsa idrar yoluyla atılıyor. Damarların temizlenmesi oksijeni arttırıyor, bu da kanser riskini azaltıyor. Ayrıca, hastadan alınan kan oksijen ve ozonla karıştırılıp tekrar hastaya veriliyor.

Dimetil sülfoksit (DMSO) ve hemotoksilon karışımı: Bu ilaç güdümlü gibi doğrudan kanserli hücreye gidiyor ve öldürüyor. Sağlıklı hücre bu ilacı kabul etmiyor.

Hipertermi: Kanser kitlesi ısıtılıyor. Kanser hücreleri 42 derecenin üzerinde yaşamıyor. Almanya’da bunu uygulayan klinikler var.

Kanser tedavi edilebilen mikrobik bir hastalıktır. Bu hastalığa ben de yakalandım ve ABD’ye gidip iki yıl tedavi gördüm.