Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Prof. Dr. Ayten Altıntaş

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı 

 

Osmanlı’da, toz gibi kolay ilaçları hekim kendisi hazırlar, macun, bitki suyu gibi uğraş isteyen ilaçlar ise Darüşşifalarda özel olarak hazırlanırdı. Darüşşifalarda, “aşşap” ve “edviyekup” denilen maaşlı elemanlar bulunurdu. Bunlar, ilaç hazırlanırken hekime yardım ederlerdi. Ayrıca, otları tanıyan, bilen, ilaç için ot toplayan veya dışarıdan alan bazı kişiler de hekimin isteğine göre ilaç hazırlardı.

Sarayda çalışan hekimler: Sarayda ilaç yapımına nezaret ederlerdi. Saray mutfaklarında yemeklerle birlikte macunlar da pişirilirdi.
Asker hekimler: Cerrahlar, özellikle savaş sırasındaki yaralanma, kırık ve çıkıkları anında tedavi ettikleri için ilaç yapımını çok iyi bilirlerdi.
Kehhaller: Cerrah gibi yetişirlerdi. Göz hastalıklarına bakar, katarakt ameliyatı yaparlardı. Kendi ilaçlarını kendileri yapar, isteyene satarlardı.
Aktarlar: Bu işin ticaretini yaparlardı. İlaç ham maddelerini getirtir, herkes tarafından kolayca kullanılabilir ilaçlar hazırlayıp satarlardı.
Gezici aktarlar: Otları toplayıp pazar yerinde sergi açarlardı. Halk gelip hastalığını söyler, onlar da uygun ilacı verirlerdi.
Buhurcular: Tütsü yaparlardı. Bunlar, özellikle cami gibi toplu halde bulunulan mekanlarda havayı temizlemek için kullanılırdı.
Kibritçiler: Kibrit üzerine sürülen eczayı yaparlardı. Herkes kibritçilik yapamazdı. Fiyatları kendileri belirlerdi.
Itriyatçılar: Çiçeklerin yağlarından koku elde eder, taze olarak satarlardı. Osmanlı’da güzel koku çok önemliydi.
Güllapçılar: Gülsuyu elde ederlerdi. Dükkanlarında gülsuyunun yanında buhur suları da vardı. Diğer çiçeklerden çıkartılan suları Mısır Çarşısı’nın çıkış kapılarında satarlardı.
İlaç yağları çıkaranlar: İki türlü yağ çıkartırlardı: ilaç ve ilaç ham maddesi olarak kullanılan yağlar (cevizyağı, susamyağı gibi) ve taze otların yağları (naneyağı, gülyağı gibi).
Deva yağları çıkaranlar: İçilen veya içilecek ilaçların içine konan yağları hazırlarlardı.
Macun hazırlayanlar: Çok kullanılan belli macunları küpler dolusu hazırlarlardı.
Deva meşrubatçıları: Bitkileritoplayıp kaynatır, özel imbiklerden geçirip sularını ve yağlarını biriktirir, kolay bozulabileceği için koyu renk şişelerde satarlardı.
Amber satıcıları: Hindistan’dan getirtilip koku ve ilaç olarak kullanılan kıymetli amber otunu satarlardı.
Bütün bu gruplar Ahilik teşkilatına mensuptu. Burada kendi kendilerini kontrol eder ve kendi içlerinde eğitim yaparlardı. Eğitimlerde, meslekî bilgiler, ahlâklı, dürüst ve çevreye faydalı olma üzerinde durulurdu. Padişahın görevlendirdiği hekim, hekimbaşı, cerrah, cerrahbaşı tarafından da imtihan edilirlerdi. Haksız kazanç elde eden esnafı kendi kethüdalarına şikayet eder, kötü imalâta engel olurlardı. Böyle kişilerin dükkanları kapatılır veya icazetleri ellerinden alınırdı.