Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Ebe Asude Oflaz

 

Bedenimizde herhangi bir değişme meydana geldiğinde bütün sistemler alarma geçer. Çeşitli kimyasallar salgılar, diğer sistemlerle haberleşir, bedenin dengesini korumaya çalışır. Bu bilgi genetik kodlarla geçer, yüklemek için ayrı bir çabaya ihtiyaç yoktur.

Doğum, kadın bedeninin doğal bir fonksiyonu, her kadının başarabileceği biyolojik bir hadisedir. Hamilelik hastalık değil, sağlıklı bir süreçtir. Hamilelik başlar başlamaz, annenin bedeni hamileliğe mükemmel biçimde uyum gösterir. Hem annenin rahmine yerleşen o varlık, hem de annenin bedeni ne yapması gerektiğini bilir. Bütün beden, o varlığı korumak, beslemek, büyütmek ve günü geldiğinde yeni yaşamına yolcu etmek için kendini yeniden düzenler. Anne ve bebek, mükemmel biçimde işleyen doğum sürecini, dışarından hiçbir tıbbi müdahale olmadan yaşamalıdır. “Doğal doğum” budur. Ancak anne veya bebeğe ait sorunlar varsa, annenin veya bebeğin hayatını korumak için tıbbi müdahale edilebilir. Keyfî sezeryan anneye ve bebeğe yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Sezeryan, doğal doğumun alternatifi olamaz. Anne ve bebek için en iyisi, en sağlıklısı doğal doğumdur.

 

KORKU

Tıbbi olmayan sezeryan sebeplerinin başında ‘korku’ gelmektedir. Korkunun temel sebebi bilgisizliktir. Bilgisizlik sağlık politikalarıyla ilgilidir. Anne yeterince eğitilmemişse, çevresel faktörlerden etkilenerek hem hamilelikte hem de doğum sırasında korkacaktır. Kulaktan dolma, abartılı doğum hikâyeleri annede korku yaratır. Doğum mucizesini anladığımızda korkunun yerini sevgi, sevinç ve saygı alacaktır. Doğumun süresini, dalgaların sebeplerini, bedende neler olduğunu, bebeğin doğuma nasıl yardım ettiğini, bebeğin nasıl doğacağını öğrendiğimizde başkalarının korkulu anlatımlarının önemi kalmayacaktır. Annenin en önemli korkusu doğum ağrılarıdır. Anneye bunların gerçek doğum ağrıları değil, “doğum dalgaları” olduğunu anlatmak gerekir. Doğum dalgaları ile doğum ağrıları arasındaki farklar şunlardır:

 

- Doğum dalgalarının zamanı bellidir.

   Ağrıların zamanı belirsizdir.

- Doğum dalgalarının sebebi doğumun başlamasıdır.

   Ağrıların sebepleri çeşitlidir.

- Doğum dalgaları bedenin doğuma yardımıdır.

   Ağrılar bedenin gelen sinyallere tepkisidir, şiddeti kontrol edilemez.

- Doğum dalgaları kısa sürer ve aralıklıdır. 

   Ağrıların süresi belirsizdir.

- Doğum dalgaları bebek doğduğunda fonksiyonunu bitirir.

   Ağrılar gerçek sebep ortadan kalkmadan bitmeyebilir.

- Doğal sedatif (ağrı kesici) gerektiğinde zaten salgılanacaktır.

   Salgılanan sedatif ağrıya yetmeyebilir.

 

Doğum dalgalarının özellikleri şunlardır:

- Normal sürecin parçasıdır.

- Hazırlık için zaman vardır.

- İşbirliği ve katılım ile kontrol edilir. 

 

DOĞUM HORMONLARI

 

Oksitosin

- Beyinde hipotalamusta üretilir.

- Damar yoluyla beyne geçmez.

- Strese bağlı diğer etkileri engeller.

- Prolaktin (süt hormonu) ile birleştiğinde annelik ve beslenme içgüdüsünü çalıştırır.

- Hamilelikte yükselir, doğum sırasında en yüksek seviyeye ulaşır.

- Doğumda adrenalin ile birleşip bebeğin çıkmasına yardım eder.

- Yeni adı ‘sevgi hormonu’dur; anne ile bebek arasındaki ilk temasla sevgi bağını kurar.

 

Beta endorfin

- Doğal rahatlatıcı, ağrı kesicidir. 

- Haz, coşku ve bağlılık duygularını yönetir.

- İlk sütte (kolostrum, ağızsütü) vardır.

 

Prolaktin

- Oksitosinle birleştiğinde ve doğumu takiben en yüksek seviyeye ulaştığında anne sevgisi bebeğe geçer.

- Bebeğin içgüdüsel hareketi emmeyi tetikler.

- Bebeğin emmeye başlamasıyla süt gelir.

 

Adrenalin

- Stres hormonudur.

- Doğumdan hemen önceki son dalgalarda salınır.

- Anneye doğum sırasında ek bir enerji gelir.

- Dayanıklılığı ve dikkati artar.

- Bebek doğduğunda adrenaline maruz kaldığından aktiftir.

 

STRES TEPKİSİ

Yaşamı tehdit eden bir tehlike sinyali alındığında vücut refleks olarak tepki verir. Bu durum otonom sinir sistemi ve vücuttaki kimyasal mesaj sistemiyle ilgilidir. Vücut stres hormonlarını (adrenalin, kortizol, aldosteron, beta endorfin) salgılayarak “savaş ya da kaç” tepkisini yaratır. Gerçek olmayan, öğrenilmiş tehlike düşünceleri ne kadar çok olursa stres tepkisi o kadar çok çalışır.

Stres hormonlarından adrenalin kan basıncını ve kalp hızını arttırır; kortizol metabolizmayı hızlandırır ve kanda şeker salgılanmasını sağlar; aldosteron böbreklerdeki sodyumu tutarak kan hacminin artışını sağlar; endorfin acıyı dindirir. Bu hormonlar doğum hormonlarını baskılar, doğum dalgaları için gerekli olan oksitosin hormonunun salınımı düzensizleşir ve doğal süreç bozulur. Mecburen dışarıdan oksitosin verilir. Dışarıdan verilen oksitosin (ağrı serumu) damar yoluyla beyne geçmediği için endorfin (doğal ağrı kesici) salgılanmaz, anne daha çok ağrı hisseder ve paniği artar. “Doğum ağrısı” korkusuyla diyafram kası kasılır. Diyafram kası şu özelliklere sahiptir:

- En önemli nefes alma kasıdır.

- Duygulardan etkilenir; korku halinde gerginleşir ve kasılır; solunumu azaltır.

- Hareketli olduğundan akciğerlerin aşağıya doğru genişlemesi için yer açar.

- Alt kaburga ve karın kaslarıyla yana doğru genişler.

- Nefes verirken akciğerler yukarı doğru itilir.

- Yeterince genişlemezse akciğerlere oksijen alımı az olur.

Diyafram kasının kasılmasıyla annenin nefesi düzensizleşir, yetersiz oksijenlenme bebekte kalp seslerini bozar, adrenalin salınımı dolayısıyla kan öncelikle damarlara ve kalbe yöneldiğinden bütün mide ve karın kasları sertleşir, dışarıdan peşpeşe müdahaleler başlar, doğal işbirliği ve doğal süreç bozulur. Doğal sürecin bozulması annede ve bebekte psişik travmalara yolaçar, hatta sezeryan ameliyatı zorunlu hale gelebilir ve her ameliyat bir risk taşır. İlk saatlerde bebeğini emzirmesi gereken annenin ameliyatlı olması süt hormonlarını ve dolayısıyla anne-bebek iletişimini olumsuz yönde etkiler.

 

DOĞUM SÜRECİ

Hamileliğin 40. haftasında annenin bedeni ve bebek ne yapacağını bilir. Zamanı geldiğinde ve hormonlar belli bir seviyeye ulaştığında ortak çalışma süreci başlar. Küçük ve aralıklı dalgalar doğuma doğru sıklaşır, süresi ve şiddeti artar. Baba ve eğitimli yardımcı doğum sürecinde anneye destek verir. Anne, güvende olduğunu ve haklarına saygı duyulduğunu hissetmelidir. Dışarıdan gelen her türlü etki (merak, endişe, sabırsızlık, korku vs.) anneye yansır ve kontrolünü kaybetmesine neden olur.

Doğum süreci ilk doğumlarda ortalama 12-18 saattir; sonraki doğumlarda genellikle kısalır.

 

Doğumun başladığını gösteren erken belirtiler

- Rahim yüksekliği 2-3 cm. aşağıya iner.

- Ağrısız kasılmalar olabilir,

- Doğuma 2 gün kala, -progestron hormonu düştüğü için- 1,5 kg. kadar kilo kaybı olabilir.

- Doğumun gerçekleşeceği gün, -epinefrin hormonu arttığı için- enerji artışı olur.

 

Doğumun başladığını gösteren belirtiler

- Nişan gelmesi

- Dalgaların başlaması

- Su kesesinin açılması

 

Doğum evreleri

- Açılma:  

   Latent faz: 8-8,5 saat sürer, açılma 3-4 cm.’dir, dalgalar seyrek ve hafiftir.

   Aktif faz: 2-4 saat sürer, açılma 5-8 cm.’dir, dalgalar sık ve şiddetlidir.

   Geçiş fazı: ½-1 saat sürer, açılma 10 cm.’dir, dalgalar uzun ve ıkıntılıdır.

- Bebeğin doğumu

- Eşin çıkması

- Bebeğin emmeye başlaması ve kontrol

 

BÜTÜNCÜL SAĞLIK KAVRAMI

Sağlıklı toplum bilgili insanlardan oluşur. İnsanların ilk öğretmenleri anneleridir. Annelerin özellikle doğum öncesinde eğitilmesi toplumsal bir sorumluluktur. Eğitimler, varlık bilinci aşılayan bütüncül bir anlayışla verilmelidir. Sadece bilgi vermek veya hareket öğretmek bilginin içselleşmesi için yeterli olmamaktadır. Hamilelik ve doğum eğitimini şu 5 ilke doğrultusunda interaktif bir şekilde vermek anlamayı kolaylaştırmakta, amaca ulaşmayı çabuklaştırmakta ve ailenin sonraki yaşamını olumlu yönde etkilemektedir:

- Farkında olma (yalnız beden değilim)

- Doğru düşünme (nasıl düşünürsem bedenim o yönde davranır)

- Doğru hareket (bedenimin dinamiğini korumalı ve doğru kullanmalıyım)

- Doğru nefes (yaşama enerjim yeterlidir)

- Doğru beslenme (ne yersem oyum)

Doğum öncesi eğitimler mecburi hale getirilmelidir. Bu şekilde bilgi önce bireysel, sonra toplumsal olarak içselleşip genişleyebilecektir.

 

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre;

- Doğum kendi başlamalıdır.

- Doğum boyunca hareket özgürlüğü olmalıdır.

- Anneye doğum sürecinde fiziksel ve duygusal destek verilmelidir.

- Gereksiz müdahalelerden kaçınılmalıdır.

- Doğumda sırtüstü yerine diğer pozisyonlar desteklenmelidir.

- Doğum sonrasında anne ve bebek birlikte kalmalıdır.

 

www.hamileokulu.com