Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi

Türkiye'nin ilk tıbbi bitkiler bahçesi
ekosistemimizin farkına varmak için fırsat sunuyor..

Kimyasal katkısız yetişen 700'ü aşkın tıbbi bitki,
sera, herbarium, laboratuar..

Ev tıbbı seminerleri, atölye çalışmaları,
çocuk programları, staj imkanları, yayınlar..

Geçmişle bugünü buluşturan
geleneksel tıp festivali..

Biyoçeşitliliğin korunup geliştirilmesine,
tıbbi bitkilerin etkin ve güvenli kullanımına katkı..

Uz.Dr. Sharon Erel

 

Hayat sonu bakımı, iyileşme ihtimali az gözüken ve ölüme ilerleyen hastalara yönelik özel bakım sistemidir. 40 yıl kadar önce İngiltere’de başlamış ve dünyanın pekçok ülkesine yayılmıştır. Önceleri hastaların hastahanelerde bakıldığı bu sistemde sonraları evde bakım hizmeti de başlatılmıştır. Özel eğitim görmüş profesyonel bir ekip tarafından gerçekleştirilen bu bakımın amacı hastayı tedavi etmek ve hayatını uzatmak değildir. Hasta, tedavi edilecek bir beden olarak değil, bedensel, ruhsal, psikososyal vb. problemleri olan bir bütün olarak görülür. Hayat sonu bakımının temel amaçları şunlardır:

- Hastanın fiziksel ve psikolojik sıkıntılarını (ağrı, bulantı, nefes darlığı, uykusuzluk, gerginlik, depresyon vb.) hafifletmek.

- Hastanın zamanını daha rahat geçirmesini sağlamak.

- Hastayı ve yakınlarını yalnızlık, çaresizlik, korku ve ümitsizlik içinde bırakmamak.

- Hastanın insan onuruna uygun şekilde ölmesine yardımcı olmak.

- Hastaya olduğu kadar yakınlarına da manevi açıdan destek olmak.

 

Hayat sonu bakımına neden ihtiyaç var?

150-200 yıl kadar önce, insanlar aniden ölmezlerse evlerinde, yataklarında, yakınlarının yanında ölürlerdi. Günümüzde ise insanların büyük kısmı hastahanelerde ölmektedir. Modern tıp, hayat kurtaran, hayat uzatan, daha iyi teşhis ve tedavi imkânı sağlayan teknolojiler kullanarak, insanları teknolojiden fazla şey ümit eder hale getirmiştir. Ölüm yolundaki hastalara, eskiden herkesin bildiği şekilde, iyi, şefkatli ve anlayışlı bir bakım vermek yerine, gereksiz, faydasız, rahatsızlık veren ve çoğu zaman oldukça pahalı tedaviler verilmekte ve iyilik yapıldığı düşünülmektedir. Bu durumda, hastanın ve yakınlarının zamanı, ümidi ve parası; sağlık personelinin ve hastahanenin zamanı, uzmanlığı, enerjisi ve malzemesi boşa sarfedilmektedir. Daha da kötüsü, hayali bir iyilik uğruna, hasta ve yakınları doğru bir bakım sistemiyle alabilecekleri destekten mahrum bırakılmaktadır Yakınlarından uzaklaştırılan hasta yoğun bakım ünitesinde ölmektedir. Hastahaneye yatmak istemeyen veya hastahaneye yatacak imkânı olmayan hastalar gerekli tıbbi ve manevi desteği almadan evlerinde ölümü beklemekte, yakınları da onlarla birlikte bu acı süreci yaşamaktadır.

Modern çağın başında hekimler hastalarına bakar, ellerindeki her imkânı kullanır ve hastalarına manevi destek vermeye çalışırlardı. Günümüzde teknolojiye bağımlı hale gelinmiş, eskiden uygulanan bakım sistemleri unutulmuştur. Tıp fakültelerinde ve hemşirelik okullarında verilen eğitimin büyük kısmında doğru teşhis ve tedavi üzerinde durulmakta, hastanın desteklenmesi ikinci planda kalmaktadır. Hal böyle olunca, sağlık personeli hastayı bir insan olarak değil, tedavi edilmesi gereken bir beden olarak görmektedir. Diğer önemli problem, sağlık personeline hastayla doğru iletişim kurmanın öğretilmemesidir. Özellikle ağır hastalığı olan kişilerle destekleyici yönde iletişim kurulması gerekmektedir. Hastalar ve yakınları hekim, hemşire ve psikologla konuşma imkânı bulabilmeli, hastalığın gidişi ve bakım planı hakkında sorular sorabilmelidir. Sağlık personeli, gerekli eğitimi almadığı için bu özel, hassas ve üzücü konulara girmekten sakınmaktadır. Hasta, çözülmesi gereken onca ağır sorunu olmasına rağmen sorularına cevap alamamakta, yanlış cevap almakta veya doğru cevap alsa bile gerekli desteği görememektedir. Durum, dünyanın pekçok yerinde böyledir. Halbuki gerektiği gibi yapılan konuşmalar hastaya ve yakınlarına üzüntü değil, destek verir.

 

Hayat sonu bakımında doktor-hasta iletişimi nasıl olmalıdır?

Ölüm hakkında konuşmak herkes için zordur. Ölümü bekleyen hastalarla ve yakınlarıyla sürekli ilişki halinde olan hekimler ve diğer sağlık personeli bu zorluğu çok sık yaşar. Ne kadar zor olursa olsun, hastayla ölüm hakkında konuşulmalı, kendisine durumu ve önündeki günleri nasıl geçireceğiyle ilgili bilgi verilmelidir. Aksi takdirde hasta, kendisi için önemli olan yarım kalmış işleri tamamlama, sevdikleriyle vedalaşma gibi fırsatlardan mahrum bırakılmış olur.

Hekim, olumsuz bir haber vermeden önce, tıpkı ameliyata girecek bir cerrah gibi hazırlık yapmalıdır. Hastanın hikâyesini detaylı olarak hatırlamıyorsa gözden geçirmeli, araya başka işlerin girmeyeceği sakin bir zaman seçmeli, kimsenin olmadığı bir mekâna geçmeli, sekreter veya hemşireye rahatsız edilmek istemediğini söylemeli, cep telefonunu kapatmalı ve hasta dışındaki herşeyi aklından çıkartmalıdır. Hastayla ve yakınlarıyla konuşurken bütün dikkatini onlara vermelidir. Öncelikle onların neler bildiğini öğrenmeli, söyleyeceklerini ilgiyle dinlemeli, yanlış bildikleri şeyler varsa düzeltmelidir. Bu sayede hekim ile hasta ve yakınları arasında özel bir bağ kurulacak ve hekimin ilgisi onları memnun edecektir. Sonrasında neleri bilmek istediklerini sormalıdır. Hiçbir şey bilmek istemiyorlarsa neleri anlatacağına kendisi karar vermeli, bilmeleri gerektiği bir konu olduğunu düşünüyorsa, en iyi anlayabileceğini düşündüğü kişiyi seçip başka zaman onunla buluşmayı planlamalıdır. Daha sonra olumsuz haberi vermelidir. Bunu yaparken, “gördüğünüz gibi hastamız oldukça rahatsız, onu iyileştirmek için her yola başvurduk, fakat istediğimiz cevabı alamadık, tedaviye ve hastayı rahat ettirmeye devam edeceğiz, fakat hayatının kısalmış olabileceğinden endişe etmeye başladık” gibi cümlelerle konuşmasını sürdürmeli, “ölüm” kelimesini kullanmamaya özen göstermelidir.

 

Hayat sonu bakımını diğer tıp dallarından ayıran noktalar nelerdir?

1) Özel eğitim görmüş ve hastalarla rahat iletişim kurabilen bir takım tarafından tatbik edilir. Hastanın tıbbi, duygusal, psişik, sosyal ve dini ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan bu takımda en az bir hekim, hemşire ve sosyal hizmet uzmanı bulunur. Hemşire yardımcısı, diyetisyen, fizik tedavi uzmanı, eczacı, gönüllü ve din adamı da takıma dahil olabilir. Hasta bütün takımın hastası olur. Haftada veya iki haftada bir yapılan takım toplantısında hastanın durumu ayrıntılı bir şekilde gözden geçirilir ve herhangi bir problem varsa bakım planı değiştirilir.

2) Hastanın sıkıntılarını ortadan kaldırmaya yöneliktir.

3) Yalnız hastayı değil, aileyi de kapsar. 

4) Hasta yakınlarının önündeki yas safhasını da ele alır.

5) Hayat sonu bakımı yapılan yer (hayatsonu bakımevi/hospice) 7 gün 24 saat açıktır. Hasta kendi evindeyse istediği zaman burayı telefonla arayabilir. Gerekirse hemşire hastayı evinde ziyaret eder.  Hayatsonu bakımevlerinin Türkiye’de de kurulması gerektiğine inanan hekimler, hemşireler, sosyal hizmet uzmanları vardır ve bu konuda bazı girişimler olmuştur.